Tasavvuf büyüklerinin gönüllere bıraktığı hikmetli sözler, zamanın yıpratamadığı birer nur çırağı gibidir. Kalbi uyandırır, nefsi terbiye eder, kulun yolunu hem dünyada hem âhirette aydınlatır. Abdülhalık Gucdüvani Hazretlerinin müridlerine bıraktığı vasiyetler de, hakikate susamış gönüller için bir rehber, bir istikamet pusulasıdır. Her bir nasihat; ibadetin sırrına, takvânın derinliğine, helâlin bereketine ve kalbin selâmetine uzanan ince bir yolculuğun kapısını aralar. Bu hikmetli öğütler, sadece bir dervişin değil, Rabbine yakın olmak isteyen her Müslümanın iç âlemine tutulmuş berrak bir ayna niteliğindedir. Bu yazıda Abdülhalık Gucdüvani Hazretlerinin Müridine yaptığı otuzüç vasiyetini ele alacağız.

Abdülhalık Gucdüvani Hazretlerinin Müridine Vasiyeti:

1- Yavrucuğum! Sana şunu vasiyet ederim ki, takvâyı kendine şiâr edin! İbadetlerine ve diğer vazifelerine sımsıkı sarıl! Ahvâlini murâkabe/kontrol et! Dâimâ hatâlarının korkusu içinde ol!

Açıklama: “Şiâr” kelimesi, kişinin benimsediği, karakterinin ayrılmaz bir parçası hâline gelen temel hâl, duruş veya alamet demektir. Yani takva Müslümanın ayrılmaz bir parçası ve sıfatı olmalıdır.

Bu vasiyet, kulun hem kalbini hem hâlini diri tutması için bir hatırlatmadır: Takvâ ile yaşamak, her adımı ilahî huzurda atmak demektir. İbadetlere sarılmak ise kalbin dayandığı sağlam bir direk gibidir; insanı ayakta tutar, iç âlemini dengede kılar. Kişinin kendi hâlini murâkabe etmesi, nefsin gölgelerini fark edip arınmasına vesile olur.

2- Allah Teâlâ’nın hukûkuna riâyet edip Resûlullah Efendimiz’e karşı vazifelerini yerine getir! Anne-babanın ve üstâdının hukûkunu gözet ki Hak Teâlâ da seni muhâfaza eylesin…

Açıklama: Bu öğüt, kulun ilâhî emanetlere karşı uyanık durması için bir hatırlatmadır:
Allah’ın koyduğu hukuka riâyet etmek, insanı sahibine bağlar; Resûl’ün sünnetine bağlılık ise hayatı en Sevgiliye uygun yaşamaktır. Böylece insan istikamet üzere yaşar. Anne-babanın ve üstadın hakkını gözetmek, insanın büyüklerine ve onların emeğine vefasıdır. Bu vefa, da ilâhî korumayı celbeder.

3- Kur’ân-ı Kerîm okumayı aslâ bırakma! Zâhirini ve bâtınını hep Kur’ân’a göre tanzîm et! Gizli veya âşikâr, Kur’ân’ı ibret ve tefekkürle, gözyaşları içinde oku! Her bir hâlini Kur’ân ile mîzân et ve ona benzet!..

Açıklama: Kur’ân’ı sadece dilde değil, hayatın her zerresinde hâkim kıl; onu okuyarak, anlayarak, ağlayarak ve tüm varlığını ona uydurarak yaşa diyor Üstadımız. Rabbimiz Kuranın rehberliğini bizlere şöyle haber veriyor.

ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ

Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan şu yüce kitap, müttakîler için bir yol göstericidir. (Bakara Suresi 2. Ayet)

4- İlim öğrenmekten hiçbir zaman uzak kalma! Fıkıh ve hadis ilmini öğren! Câhil sofulardan uzak dur ki onlar, din yolunun hırsızları ve müslümanlığın yol kesicileridir.

Açıklama: Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir defasında ilmin kıymetini ashabına şöyle anlatmıştır: “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer…” (Tirmizî, İlim, 19.)

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ ise şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar.” (Buhârî, İlim 34; Müslim, İlim 13. Ayrıca bk. Buhârî, İ’tisâm 7; Tirmizî, İlim 5; İbni Mâce, Mukaddime 8)

5- Sünnet-i Şerîfe’ye sımsıkı sarıl ve selef-i sâlihîn imamlarının yolundan git!..

Açıklama:  Fatiha suresinde ne diyoruz:

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ

Bizi dosdoğru yola ilet; Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalâlete sapmışların yoluna da değil! (Fâtiha Suresi 6-7. Ayet)

6- Dünyacı gençlerle, ehl-i bid’atle, mağrur zenginlerle sohbet etme! Çünkü onlar senin dînini alıp götürürler.

Açıklama: Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya  sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya  elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Buhârî, Zebâih 31, Büyû’ 38; Müslim, Birr 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 16)

7- Dünyalıktan iki somuna râzı ol ve helâl ye ki, bütün hayırların anahtarı budur. Haramdan uzak ol, yoksa Hak Teâlâ’dan uzaklaşırsın!

Açıklama: Dünyalıkta iki lokma helâl rızka kanaat et; bu, bütün hayırların kapısını açan anahtardır. Harama asla bulaşma, çünkü haram yiyen Allah’tan uzaklaşır.

Resûl-i Ekrem şunları söylemiştir: “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!” (Müslim, Zekât 65. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 3)

8- Nefsânî arzuların peşinde giden insanlardan kaç ve fukarâ ile sohbet et! Kendini dünyanın yalancı süslerinden koru ki, ateş seni yakmasın! Kendi yükünü kendin taşı!

Açıklama: Nefsinin hevâsına uyan dünyaperestlerden uzak dur, fakir ve takva sahibi Allah dostlarıyla beraber ol. Dünyanın süslü aldatmacalarına kapılma ki, kapılanların düştüğü cehennem ateşi seni yakmasın. Kimseye minnet etme, kendi yükünü (rızkını, sorumluluğunu) kendin taşı diyor Üstadımız.

Ebû Hüreyre (ra) naklediyor: Bir gün Resûlullah (sas) ile beraber pazara gitmiştik. O (sas), birkaç şey aldı. Ben de hemen eğildim elimi uzattım, aldıklarını ben taşıyayım diye düşünmüştüm. Buna izin vermedi ve dedi ki: “Bir kimsenin, kendi eşyasını taşıması daha uygundur. Ancak taşımaktan aciz kalırsa, Müslüman kardeşi ona yardım eder.” [Heysemi, Mecmau’z-zevâid, 5/122]

9- Helâl ye ve helâlden giyin ki ibadetlerin tadına erebilesin!

Açıklama: Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin bir talebesi bir defasında mânevî hâllerinin kaybolduğundan şikâyet eder. Hazret, talebesine; “–Yediğin lokmaların helâl olup olmadığını iyi araştır!” buyurur. Talebe gidip araştırdığında, yemek pişirdiği ocakta helâl olup olmadığı şüpheli bir parça odun yaktığını anlar ve hemen tevbe eder.  (Osman Nuri Topbaş, Rahmet Toplumu Hayırlı Gençlik 2, Erkam Yayınları)

10- Allâh’ın celâlinden dâimâ kork ve unutma ki bir gün hesap mahallinde ayakta durdurulacaksın!

Açıklama: Allah’ın azametinden ve gazabından hiç ayrılmayan bir korku (havf) taşı, bunu asla kalbinden çıkarma. Çünkü bir gün mutlaka hesap için O’nun huzurunda ayakta durdurulacaksınız. Hadîs-i şerîfde şöyle buyrulur:

Kıyâmet gününde dört şeyden sorgulanmadıkça, kulun ayakları yerinden kımıldamaz:

1. Ömründen; onu ne ile yok etti?

2. Gençliğinden; onu nerede çürüttü?

3. Malından; onu nereden kazandı ve nereye sarf etti?

4. İlminden; onunla ne yaptı?” (Tirmizî, Kıyâme, 1)

11- Gece ve gündüz çokça ibadet et ve cemaati aslâ terk etme! Ancak, gurura kapılma ihtimâlin varsa sakın imam veya müezzin olma!

Açıklama: Âlemlerin Efendisi şöyle buyurur:

“… Şu üç şey de mühlikâttan, helâk edici şeylerdendir: Kendisine tâbî olunan hevâ, cimrilik ve kişinin kendisini beğenmesi.” (Münâvî, III, 404/3471)

Bu vasiyetler, yalnızca belli bir dönemin müridlerine söylenmiş sözler değildir; çağlar boyunca kalbi imanla çarpan herkes için bir rehber niteliği taşır. Çünkü insanın nefsi, günahın aldatıcılığı ve dünyanın cazibesi bugün de dün olduğu kadar güçlüdür. Bu öğütler, işte bu tuzaklara karşı kulun kalbini diri tutmak, adımlarını istikamette sabitlemek ve hakikatin merkezine doğru yöneltmek için birer manevi pusuladır.

12- Zaruret olmadan mahkemelerde bulunma! Kibirli sultan ile sohbet etme! Hak dostlarının nasihatlerinden dışarı çıkma!

Açıklama: Zaruret olmadıkça mahkeme kapısına uğrama, kibirli yönetici ve devlet adamlarıyla yakınlık kurma, gönül dostu evliyâullâhın nasihatlerinden asla dışarı çıkma diyor Üstadımız.

13- Şöhretten şiddetle kaçın! Dindarlığın herkesin diline düşmesin!..

Açıklama: Hz. Mevlânâ anlatıyor: “Ovada bir tavus kuşu¸ kendi gagasıyla kendi tüylerini yoluyordu. Hakîm (hikmet sahibi) biri oralarda gezmeye çıkmıştı. Hakîm¸ “Ey tavus!” dedi¸ “Böyle güzel tüylerini nasıl oluyor da kökünden yoluyorsun? Bu süslü kanatları yolup çamura atmaya gönlün nasıl razı oluyor? Hâfızlar senin kanatlarını¸ tüylerini değerli¸ üstün görüyorlar¸ beğeniyorlar da onları Mushaf arasına koyuyorlar. Halk havalanmak¸ serinlemek için senin kanatlarından yelpazeler yapıyorlar. Bu ne nankörlüktür¸ bu ne saygısızlıktır! Seni süsleyenin¸ o renkleri verenin¸ o tüyleri nakışlarla güzelleştirenin kim olduğunu bilmiyor musun? Yahut biliyorsun da nazlanmak için mi o tüyleri yoluyorsun? Fakat nice naz vardır ki o naz suç olur; kulu padişahın gözünden düşürür.

Tavus kuşu bu öğütleri duyunca¸ önce öğüt verenin yüzüne baktı. Sonra da hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Öyle uzun uzun¸ dertli dertli ağladı ki orada bulunanlar da ağlamaya başladılar. Soruyu soran da cevapsız kaldı; sorduğuna pişman oldu. Üzüntüsünden o da ağlamaya başladı. İçinden de¸ “Ne diye soruyu boş yere sordum? Gamlarla¸ kederlerle dolu imiş. Ben bu sorumla onu coşturdum¸ derdine dert kattım.” diyordu.

Tavusun yaşlı gözlerinden toprağa damlayan yaşların her damlasında yüzlerce cevap vardı. Tavus¸ ağlaması bitince dedi ki¸ “Haydi git işine! Çünkü sen kokuya ve renge kapılmışsın. Şunu görmüyor musun? Bu kanatlar yüzünden bana her taraftan yüzlerce bela gelmekte.  Nice merhametsiz avcı¸ bu kanatlar için¸ bana her tarafta tuzaklar kurmadalar. Nice okçular yine bu kanatlar için bana ok yağdırıyorlar. Mademki bu kazadan¸ bu beladan ve bu fitnelerden kendimi korumaya gücüm yetmiyor; çirkin ve tiksinti verir bir hale girmem benim için daha iyi. Böylece şu dağda¸ şu ovada beladan kurtulmuş olurum. Ey yiğit! Kanatlarımın rengi ve güzelliği¸ bana kendimi beğenme¸ üstün görme sebebi olmuştur. Kendini beğenmek ise sahibine yüzlerce bela getirir.” (Karaköse, R. (t.y.). Şöhret afettir. Somuncu Baba Dergisi, (146). https://www.somuncubaba.net/makale/sohret-afettir)

14- Hak dostlarının gönlüne girmeye çalış ve bu hususta çok dikkatli ol!

Buhâra’da yaşıyan Alî Râmitenî hazretleri bir gün sevdiklerine; “Bu yolda kemâle gelmek için çok çalışmak lâzım. Fakat bunun kolay yolu var” buyurdu.

Merak ettiler:

“O nedir efendim?”

“Bir evliyâ zâtın kalbine girmek, onun sevgisini kazanmaktır. Onların gönlüne giren, çabuk kavuşur” buyurdu.

Yine Alî Râmitenî hazretleri buyurdular ki: “Hak Teâlâ ile sohbet edin! Eğer O’nunla sohbet edemiyorsanız, O’nunla sohbet eden kişilerle sohbet edin!” [Yani zikir ehli sâlih ve sâdıklarla beraber olun! Onların hâl ve nasihatlerinden istifâde edin.]

YineBeyazid-i Bestami Hazretlerine bir zat geliyor ve diyor ki:

“Bana öyle bir şey söyle ki ben onu yapayım ve cennete gireyim.” O da diyor ki:

“O’nun dostlarından birinin gönlünde senin ismin yazılsın. Allah Teala kendi dostlarının gönlüne günde şu kadar nazar eder. Ve o nazarlardan birinde senin adını bir dostunun gönlünde yazılı görürse seni bağışlar.” (https://www.islamveihsan.com/allah-dostlarinin-gonlune-girmenin-onemi.html)

15- Birinin övmesiyle mağrur, yermesiyle gamlı olma! Halkın övmesi de kötülemesi de nazarında aynı olsun! (Sen esas Allah Teâlâ’nın senden râzı olup olmadığına dikkat kesil!) İnsanlara dâimâ güzel ahlâk ile muâmele et!

Açıklama: Abdulkâdir Geylânî Hz. Şöyle vaaz ediyor: “Ey dünyânın ve âhiretin köleleri! Sizler ne Allah-ü Teâlâ’yı (CC), ne O’nun (CC) dünyâsını, ne de âhiretini biliyorsunuz. Sizler duvar gibisiniz. Senin putun dünyâ. Senin putun âhiret. Senin putun şehvetler ve zevkler. Senin putun halkın seni övmesi, methetmesi ve seni benimsemesi. Allah-ü Teâlâ’dan (CC) gayrı her şey puttur. Sûfîler sâdece O’nun (CC) rızâsını isterler. “ (Geylânî, A. K. (t.y.). Cilâü’l-hâtır (18. Sohbet: Muhabbet-Takva). https://ia802805.us.archive.org/2/items/CilaulHatir/Cilaul%20Hatir.pdf)

Bu hususta kişi büyüklerin yanında bulunmayı da gurur vesilesi yapmamalıdır. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: “Ey Âdem oğlu! Sakın ‘kişi sevdiğiyle beraberdir’ sözü seni aldatmasın! Çünkü sen iyiler zümresine ancak onlar gibi amel edersen girebilirsin. Zira yahûdî ve hristiyanlar da Allah’ın peygamberlerini severler. Oysa onlarla beraber değildirler’. İmam Gazali diyor ki: Hasan-ı Basrî’nin bu sözü işaret eder ki, salih kimselere hiç olmazsa birtakım amellerinde uymayan bir kimsenin mücerret sevgisi fayda verici değildir. (İhya-u Ulumuddin, 15 – Ülfet, Kardeşlik Ve Sohbet)

16- Edepli ol! Küçük, büyük bütün insanlara merhamet et! Çok gülme; zira çok gülmek gaflettendir ve gönlü öldürür.

Nitekim Resûlullah Efendimiz:

“Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!” buyurmuştur. (Buhârî, Tefsîr, 5/12)

17- Kendini Allâh’ın azâbından emin görme, fakat O’nun rahmetinden de ümit kesme! Havf ve recâ arasında yaşa ki kâmil mü’minlerin şiârı budur.

Her bir vasiyet, dışarıdan bakıldığında bir tavsiye gibi görünse de aslında insanın iç dünyasına uzanan bir yolculuk davetidir. Takva, murakabe, helâl lokma, tevazu, ilim, gece ibadeti… Hepsi kulun nefsini terbiye etmesi, kalbini arındırması ve Hak yolunda kararlı bir yürüyüş sürdürebilmesi için ardışık bir seyrin basamaklarıdır. Birinde sebat eden, diğerine daha kolay yönelir; biri güçlendiğinde diğeri de onunla birlikte gelişir.

18- Yavrucuğum! Şeyh, mürîdin babası gibidir. Hattâ ona babasından daha şefkatlidir. Çünkü onu Allâh’a yakınlık makâmına erdirir. Şeyhin îkaz ve azarlaması, sana olan şefkati sebebiyledir.

19- Nefsinle dâimâ mücâdele et! Her an âhiret endişesiyle yaşa, ölümü çok hatırla!

Bir sahâbî, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e: “−Mü’minlerin en akıllısı kimdir?” diye sormuştu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Ölümü en çok hatırlayan ve sonrası için en güzel şekilde hazırlık yapanlardır. İşte (gerçek) akıllılar bunlardır.” buyurdu. (İbn-i Mâce, Zühd, 31)

20- Riyâset/baş olma sevdâsını gönlünden çıkar! Kim riyâset sevdâsına müptelâ ise, ona tasavvuf erbâbı demek doğru değildir.

21- Çok oruç tut; çünkü oruç insanı mahâfaza eder.

22- Gönlünü dünya muhabbetine kaptırma, dâimâ âhirete râğbet et! Dindar ve vefâlı ol! Fakih, âlim, takvâ sahibi ve sebatkâr ol!

23- Allah yolunda, Hak dostlarına hem mal, hem beden, hem de can ile hizmet et! Onlara teslim ol ve tavsiyelerine riâyet et! Teslîmiyet göstermez ve nasihatlerini tutmazsan onlardan istifâde edemezsin!

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذ۪ي بَايَعْتُمْ بِه۪ۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

Allah mü’minlerden, kendilerine vereceği cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Müjdelenen bu cennet Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın yerine getirmeyi uhdesine aldığı kesin bir sözdür. Verdiği sözü Allah’tan daha iyi yerine getirecek kim olabilir? O halde, ey mü’minler, Allah ile yapmış olduğunuz bu alış verişten dolayı sevinin. İşte bu, gerçekten büyük bir başarı ve kurtuluştur. (Tevbe Suresi 111. Ayet)

Bu öğütlerin özünde, Hak dostlarının izini takip etmek vardır. Çünkü onların hayatları, sözlerinden daha etkili birer örnektir. Onlar neyi tavsiye ettilerse kendileri yaşamış, neyi yasakladılarsa kendileri uzak durmuştur. Bu yüzden vasiyetlerin her biri, tecrübeyle yoğrulmuş ve teslimiyetle pekişmiş hakiki bir hikmet taşır. Bu hikmeti kavrayan kimse, kendi yolunu da sağlamlaştırmış olur.

24- İnsanlardan hiçbir şey isteme ve tevekkül ehli ol! Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ

“…Kim Allâh’a tevekkül ederse, Allah ona kâfîdir…” (et-Talâk, 3)

Bilesin ki rızık taksîm edilmiştir. Allah sana ne vermişse, insanlara bol bol infâk eyle!

25- Cimrilik ve hasetten uzak dur; zira cimriler ve hasetçiler yarın Cehennem’e atılacaklardır.

Resûlullah Efendimiz de hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Gerçek mü’minde şu iki haslet aslâ bir araya gelmez: Cimrilik ve kötü ahlâk!..” (Tirmizî, Birr, 41/1962)

26- Allâh’ın vaadine güven! Fânîlerden bir şey bekleme! Doğruyu söyle ve korkma! Dâimâ Hak ile beraber ol! İnsanlarla lüzumundan fazla sohbet ederek ömrünü boşa harcama, aksi takdirde Allah’tan uzak kalırsın!

Bu hatırlatma, insana korku değil; bilakis farkındalık ve hazırlık ruhu kazandırır. Çünkü âhireti düşünen dünya işlerinde de istikamet bulur.

27- Her zaman nefesine dikkat et, onun kıymetini bil ve diline sahip ol! Yapamayacağın şeyleri söyleme, insanlara dâimâ nasihatte bulun!

28- Yemeyi, içmeyi azalt! Az uyu ve az konuş! Acıkmadan yeme ve ihtiyaç olmadan aslâ konuşma! Gece biraz uyuduktan sonra kalkarsan namazı daha düzgün ve daha çok kılarsın.

29- Nefsi dizginleyip gönlü diriltmek için namaz ve oruçla meşgul olmak daha münâsiptir.

30- Gönlün dâimâ gamlı, gözün yaşlı, amelin hâlis, duân mücâhede, elbisen mütevâzı olmalıdır. Arkadaşların derviş, evin mescid, malın fıkıh, ziynetin zühd, dostun Cenâb-ı Hak olmalıdır.

Açıklama: Allah Azze ve Celle buyurdu ki:

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ

“Gerçekten temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip O’na kulluk eden kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (A’lâ Suresi 14-15)

Yine Allah (C.C) Kuranda şöyle buyurur:

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

Ancak tertemiz bir kalple Allah’ın huzuruna gelenler kurtulacaktır o gün). (Şu’arâ Suresi 89. Ayet)

31- Kendisinde şu beş hasleti görmediğin kişi ile arkadaş olma:

a) Âhireti dünyaya tercih etmek.

b) Ameli ilimden, ilmi de dünyaya dalmaktan üstün görmek.

c) Tevâzû ve mahviyeti, iltifat ve rağbet görmekten aziz bilmek.

d) Basîret ve firâset sahibi olmak; gizli-aşikâr bütün sâlih amellere azimli olmak.

e) Ölüme hazır olmak.

32- Evlâdım! Dünya ve onun ziynetleri seni aldatmasın! Gece ve gündüz dâimâ dünyadan âhirete göçmeye hazır ol! Kalbin hep Allah ile birlikte olsun! Allah korkusundan her zaman gönlün kırık olsun! Dünyada misafir gibi yaşa ve oradan yine misafir gibi ayrıl!

33- Evlâdım! Ben, şeyhimin -Allah onun azîz rûhunu mukaddes eylesin- vasiyetleriyle amel ettiğim gibi, sen de benim vasiyetlerimi aklında tut ve onları tatbik et! Böyle yaparsan Allah, dünya ve âhirette senin koruyucun olur inşâallah!

Rabbimiz Allah Subhanehü ve Teala buyuruyor ki:

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ

لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۜ لَا تَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۜ

Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.( Yûnus Suresi 62-64. Ayet)

Kaynak: Abdülhâlık Gucdüvânî, Vasâyâ, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddîn Efendi, nr. 3229, vr. 10b-16a; Isfahânî, Şerh-i Vasâyâ, vr. 103a; Reşahât, s. 61-62; Hânî, el-Hadâik, s. 354-355.

Bu kutlu vasiyetler, kulun hem zahirini hem bâtınını arındırmaya çağıran ilâhî esintlerdir; kalbi inceltir, nefsi dizginler, insana dünyada misafir olduğunu yeniden hatırlatır. Hak dostlarının izinden yürümek isteyen için burada sayılan her madde, adım adım yükselten bir merdiven hükmündedir. Kim bu öğütleri hayatına taşır, gönlünü bu hikmetle yoğurur ve yaşantısını buna göre tanzim ederse; hem bu dünyada huzurun, hem de âhirette yakınlığın kapısını aralamış olur. Rabbimiz, kalplerimizi dosdoğru yolda sebatkâr kılsın; bu kutlu nasihatlerin nuruyla yürüyenlerden eylesin. Âmin.